Sıcak Şarap Konumlandırması

Çarşamba, Mayıs 11, 2011 · 0 yorum

Merhaba, bugün yeni tanıştığım bir ürünü sizinle de tanıştırmak istiyorum ama önce sıcak şarap sevenler bir el kaldırsın?

El kaldırmayanlar yazının devamı ile pek ilgilenmeyebilir. Eli havada olanlara ise bir müjdem var; artık tarçın, karanfil gibi birçok malzemeyi bulup karıştırma derdi olmadan, sıcak şarabınızı marketlerden temin edebilirsiniz.

Daha önce bazı marketlerde sıcak şarap baharatı satıldığını görmüştüm ama açıkçası şişelenmiş olarak satıldığını bilmiyordum. Görünce hemen aldım ve işte düşüncelerim: ürünün lezzeti evde yapılanları aratmıyor; bu bir. 13 TL gibi çok cazip bir fiyata satılıyor; bu iki. Her ne kadar kış içeceği diye lanse edilse de 40 derecede ısıtıldığı için yaz akşamlarında da afiyetle içilebilir; bu üç.

İşte yazının asıl konusu da üçüncü madde aslında.
100 derecede kaynayan suyla yapılan çay-kahve yazın bardak bardak içilirken, sıcak şarap neden içilmesin? Tüketici sıcak şarabı büyük ölçüde; kar, yılbaşı, barbekü gibi kavramlara yakın konumlandırıyor olsa da, ürünün yıl boyu içilen bir şarap haline gelmesi için markanın daha farklı bir strateji izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Bakın ürün ambalajına; etikette yün, yumak, çorap görselleri var. Bariz bir şekilde tüketiciye “beni yazın alma” diyor. Ambalajla ilgili bir diğer tuhaflık da ikinci satırın “çorap” diye okunuyor olması. Yapılacak yeni konumlandırma ile etiket tasarımının değiştirilmesi ve biraz da iletişim çalışması ürün satışlarını iyi yönde etkileyecektir. Nesfit diyet konumlandırmasıyla insanlara günde iki öğün mısır gevreği yedirebiliyorsa, sıcak şarap da küçük bir çalışmayla dört mevsim afiyetle içirilir diye düşünüyorum.

Sevgiler,

Mihrican Yurdakul

Onlar Nasıl Başardı?

Pazartesi, Nisan 18, 2011 · 0 yorum


Yakın zamanda markaların başarı hikayelerini anlatan iki tane film izledim. Birisi Facebook’un nasıl bugüne geldiğini anlatan “The Social Network”, diğeri ise dünyanın en prestijli markalarından Chanel’in hikayesini anlatan “Coco Chanel”.

Öyle etkilendim ki; ikisini de izledikten sonra uyuyana kadar hatta sonraki günlerde hep düşündüm: Fikri nasıl bulduklarını, yeteneklerini nasıl keşfettiklerini, başarı ve başarısızlık karşısında nasıl tepki verdiklerini ve daha birçoğunu. Bir taraftan o da sen ben gibi bir insan, diğer taraftan dünyanın en değerli markalarından birini sıfırdan yaratan bir kahraman. Aradaki çizgiyi anlamak için hala düşünüyorum. Düşünmeliyim, hatta hep beraber düşünmeliyiz.

Neyi mi düşünüyorum? Herkesin akıl ettiği bir iş fikrinin farklılaştırılması sürecini. Çünkü farklı olmasa ne Facebook bugün böylesine rakipsiz durumda, ne de Chanel 100 yıldır yaşayan bir marka olurdu. Hayatta kız kardeşinden başka kimsesi olmayan ve yetimhanede büyüyen Gabrielle, Paris’te yaşama azmi olmayan ve para kazanma hırsını kaybetmiş bir kadın olsaydı, sahip olduğu farklı giyim tarzını tüm dünyaya yayamayacak ve bugün tüm dünya Coco Chanel gibi muhteşem bir markadan mahrum kalacaktı. Gabrielle, dikişi, pantolonu, gömleği falan icat eden biri değildi. Sadece tasarımları farklılaştırıyordu. Aynı şekilde, Harvard’da öğrenci olan Mark Zuckerberg 2004 yılında Facebook’u kurarken çok sayıda sosyal network sitesi vardı ama o sahip olduğu teknik bilgi ve yaratıcı fikrileriyle öyle bir site kurdu ki, bugün 500 milyon üyesiyle“dünyanın üçüncü büyük ülkesi” diye tanımlanıyor. Doğum tarihimiz aynı olan Zuckerberg ise benden sadece üç yaş büyük olup, bugün 14 milyar dolarlık bir servete sahip.


İş dergileri ve Ceo’ların ekmek kapısı olan sevimsiz “inovasyon” kelimesi işte tam da bu hikayelerin kısaltması bence. Teorik kitaplar ve yazıların yanında böyle somut örneklerle yeni nesilin “inovasyon” olgusunu daha iyi anlayacağını ve başarmak için daha çok motive olacaklarını düşünüyorum. Yazımı burada noktalarken, izlemeyenlere yukarıdaki filmleri şiddetle öneriyor, bildiğiniz başka markaların hikayelerini anlatan filmler varsa paylaşmanızı rica ediyorum.

Fikir Benden, Sermaye?

Perşembe, Şubat 17, 2011 · 0 yorum

Ebeveynlerle çocukları aynı giyinmeye meraklılar, şirin de olmuyor değil.

Çok fena iş fikri geliyor aklıma ama sermaye lazım. Ortak aranıyor!

PS: Fikri de yumurtlayıverdim ama çalması o kadar da kolay değil...

Daha Fazla Çirkinleşmeden..

Cuma, Şubat 04, 2011 · 1 yorum

Ankara'da zehirlenerek ölen gençler için, "cesetleri alkollü ve çıplak bulundu" diyen medyanın, Defne için yas tutmasını şahsen beklemiyordum. Nitekim siz de gördünüz ki, yazılabilecek her türlü çirkin şey yazılıp çizildi.
Buraya kadar olanlara yapacak birşey yok ama tam şu noktada sizden bir ricam var; Lütfen şaşırmış ve üzülmüş gibi yapıp, Hıncal'ın, onun bunun yazılarını sosyal ortamda daha fazla paylaşmayın ve daha fazla bu çirkin zihniyetin parçası olmayın.

İştah kesici

Pazartesi, Ocak 31, 2011 · 10 yorum


İştah artışı yaşayan kızlar;
Günde bir doz "Victoria's Secret" defilesi izlemenin ardından gelen "bu kadınsa ben neyim?"sorgulaması, iştahı bir süre dizginliyor.

Bilgilerinize

Güneş mi, Ay mı?

Çarşamba, Ocak 26, 2011 · 2 yorum


Resmini görmüş olduğunuz bitki, İngilizce konuşulan ülkelerde güneşe, bizim memlekette aya bakıyor olmalı ki, orada ismi güneş çiçeği(sunflower)iken, burada adı ay çiçeği olmuş.

Bu Bir Emirdir

· 0 yorum



Muhteşem bir soundtrack albümü
Ne yap, et, hemen indir.
Bu bir tavsiye değil, emirdir!

Bana Bir Masal Anlat Sky; İçinde Antalya ve Portakal Olsun

Perşembe, Ocak 20, 2011 · 4 yorum

İkinci sınıftayken staj yaptığım yurtdışı charter havayolu Sky Airlines'ın bu yıl, yurtiçi uçuşlara başlayacağını, çalışanlardan daha önce duymuştum ve son yıllarda rekabetin böylesine yoğun olduğu yurtiçi havayolu pazarına nasıl bir lansmanla gireceklerini merakla bekliyordum.

Geçen yıl Anadolujet için relansman çalışmış biri olarak, iletişim konusunda köşeleri kapılmış zorlu bir pazarla karşı karşıya olduklarını kabul etmekle beraber, reklam filminin tam bir fiyasko olduğunu düşünüyorum. Çünkü "vaat" yok! (bknz.reklam filmi)

"Mutluluktan Uçuyoruz" veya "Şampiyonuz" söylemleri biz tüketiciye bir fayda sunuyor mu? Bir başka deyişle reklamda, tüketicinin soracağı "bana ne?" sorusuna bir cevap var mı? Beni tercih edersen, paran cebinde kalır, konforlu uçarsın, lezzetli yemek yersin, statü sahibi olursun, güvenli uçarsın gibi bir vaat çıkıyor mu?
Üzgünüm ama, hayır.

Aslında söylemde vaat olmasa da; sahnelerde "benimle uçarsan mini etekli, flörtöz hostes kızlar görürsün" vaadi var. Ama bu da 80'lerde kalan bir havayolu vaadi ve bugünkü tüketiciyi zerre kadar ilgilendirmiyor. Yurtiçinde otobüs fiyatına uçar mıyız uçamaz mıyız onu söyle, ya da Antalya merkezli olduğunu ve uçaktan inen tüm yolculara mandalina ve portakal ikram ettiğini.

Kısacası bana Pegasusla değil de seninle uçmam için bir neden göster; bir masal anlat, içinde Antalya ve portakal olsun. (klişeler iyi kullanıldığında hep çalışır)


Tüm Sky çalışanlarına sevgiler,
Mihrican YURDAKUL

Starbucks ve Pepsi'de Logo Değişimi

Perşembe, Ocak 06, 2011 · 2 yorum








Starbucks’ın marka adını amblemden siliyor olması oldukça iddialı. Ama kesinlikle böylesi daha şık...

Pepsi’de de ciddi değişme var ama eskisi mi bu mu daha iyi emin değilim.
Sizce nasıl?

mih mih'in cupcake'leri

Cuma, Aralık 31, 2010 · 0 yorum

Üç yumurtayı kırdım önce, Portakal dilimledim ince ince, Göz kararı da biraz süt kattım, Kalktım sana kek yaptım...

Hoşgelsin 2011, sefalar getirsin...

Cumartesi, Aralık 25, 2010 · 0 yorum

İyi bir yıl dilemiyorum çünkü 2011'in harika bir yıl olacağından çok eminim.
Bol bol güldüğümüz, başardığımız, kazandığımız, gezdiğimiz, eğlendiğimiz bir yıl olsun.

Welcome To The Heel (ya da Hell)

Cumartesi, Aralık 11, 2010 · 0 yorum

"Oroblu" derken?

Cuma, Kasım 26, 2010 · 0 yorum


Akmerkez'de rastladık bugün. Markaların girmeyi planladıkları dış pazarları da düşünerek "isim" çalışması yapmaları gerektiğinin somut bir örneği olsun...
http://www.oroblu.com/

Bayramlarda...

Salı, Kasım 16, 2010 · 0 yorum

Kendi yazmadığın bir mesajı koypayalayıp, tüm listeye forward edeceğine, "sana iki dakika ayırıp mesaj yazacak kadar değer vermiyorum" yazmak daha anlamlı.
En azından daha dürüstçe...

Fırsat Siteleri

Salı, Kasım 02, 2010 · 4 yorum

Son aylarda hepimizin hayatına hızla giren kampanya/fırsat siteleri Türkiye’de hızla yayılıyor. Siteler, mailing üzerinden kazanç sağlarken, kampanyada adı geçen markalar, yaptıkları promosyonlarla binlerce kişiye ulaşma fırsatı yakalıyorlar. Bir başka deyişle üç tarafın da kazandığı kazan-kazan-kazan modeli hayata geçmiş oluyor. (site-marka-müşteri)

Bir tarama yapıp, şuanda bu hizmeti veren sitelerin oluşturduğu aşağıdaki listeyi çıkardım(ilk dördüne ben de üyeyim). Ve düşündüm ki, gelecekte sistemin aynı anda bu kadar çok oyuncuyu kaldırabilmesi mümkün olmayacak. Pazar doyuma ulaştığında, hızla artan sitelerden yatırım ve dayanma gücü olan ayakta kalırken, diğerlerinin azalarak yok olduğuna hep beraber tanık olacağız. Benim bu noktada tavsiyem, sitelerin belirli segmentlerde uzmanlaşmalarıdır. Örneğin güzellik ve bakım için gireceğimiz siteler ile yeme-içme ya da tatil için gireceğimiz siteler farklılaşır ve alanlarında uzmanlaşırlarsa, daha sağlıklı bir sistem gelişecektir(yemek fırsatı, tatil fırsatı gibi). Çünkü şuanda işleyen sitelerin isimleri ve hizmetleri birbirine öyle çok benziyor ki, çoğu zaman aldığım fırsatı nereden aldığımı bile unutuyorum.

Aşağıdaki listede adı geçen sitelere, bol rakipli yollarında başarılar diliyorum. Takipteyim…


1. Grupanya - http://www.grupanya.com
2. Grupfoni - http://www.grupfoni.com
3. Şehir Fırsatı http://www.sehirfirsati.com
4. Markapon - http://www.markapon.com
5. Kipru http://www.kipru.com
6. ClubKupon http://www.clubkupon.com
7. Fırsat Kuponu - http://www.firsatkuponu.com/
8. Fırsatçıyız - http://firsatciyiz.com/
9. Ekoloni - http://www.ekoloni.com
10. Grubal - http://www.grubal.com/
11. Fırsatını Yarat - http://www.firsatiniyarat.com/
12. Grupca - http://www.grupca.com
13. Fırsat - http://firs.at/
14. Alamarka - http://www.alamarka.com/giris

Yazıyoor Yazıyoorr!

Çarşamba, Ekim 13, 2010 · 0 yorum

Aynamı da alıp, "Markam Yazıyor"a kaçtım.

Yani, aynayı bundan sonra çoğunlukla markalara tutuyor olacağım.

Not: Burayı bıraktığım anlamına gelmesin; aynen devam...

http://www.markam.biz/index.php?metin=271


Sevgiler,

Fikrim geldi

Salı, Ekim 05, 2010 · 1 yorum

Kremalı bisküviyi ayırıp, içindekini yedikten sonra kalanını tabağa bırakmayan var mı?
Şimdi olmasa da küçükken herkes yapmıştır bence.

Şimdi yapmıyor olmamız, kremayı hala sevmediğimiz anlamına gelmez. Davranışın çocuklukta kalma nedenleri:
1. Bisküviyi açarken kremanın yarısı bir tarafta, yarısı diğer tarafta kalınca sinir bozukluğu yarattı.
2. Büyüdük; teyzeler, amcalar ayıplamasın diye insan içinde yapamaz olduk.
3. İçini yiyip de asıl besleyici tarafını tabağa bırakınca, anneler sinir yapmaya başladı.

Peki neden bir marka da çıkıp, kremayı bir kaseye koyup, bu mağduriyete bir son vermedi? Şokella gibi koysunlar kremayı kaseye, Tutku'nun çikolatası diye(atıyorum) dizsinlere raflara, satmaması için hiçbir neden yok. (Bir de Rondo'nun bir cheesecake kreması var ki, tam yanında yatmalık.)

Geçen hafta gittiğim gıda fuarı taklit ürün ve markalardan geçilmiyordu. Fuardaki firmalar 80 tane Nutella çakması yapana kadar, özgün ürünler üretseler, fuarda başları daha dik durabilir, yerli ve yabancı pazarlarda daha çok ilgi görebilirlerdi.
İşte fikir bedava, denemesi bedava... Yaparsanız ilk bana gönderin ama.

Sevgiler...

Sometimes, we all need to reboot...

Cuma, Eylül 24, 2010 · 0 yorum

Bunun bir kartvizit tasarımı olduğuna inanamıyorum. Kıskançlıktan ölebilirim!

Bravo Marshall

Perşembe, Eylül 23, 2010 · 0 yorum


Marshall, Sertap Erener'in "rengarenk" şarkısını kaptı mı? Kaptı.

Biz de kerevetine çıkalım o zaman.

Referandumun İletişim Boyutu

Cuma, Eylül 17, 2010 · 0 yorum

Anayasa referandumunun ardından, bir "iletişimci" olarak muhalefet partilerine çok öfkeliyim.
AKP'nin "evet" ilanları, mesajı tek seferde net bir şekilde iletirken, muhalefettekiler bir kez daha, "halkın seviyesine nasıl inilmez" i göstermiş oldular.

Reklamın özünde ikna ve dolayısıyla vaat yatar. Vaatsiz bir reklam, çöpe atılmış emek ve paranın bileşiminden başka bir şey değildir.
Akp, referandum için hazırladığı tüm ilanlarda, "evet" oyu verilmesi durumunda ne olacağını (vaat) anlattı. Bunun için aynı ilanın pek çok uyarlamasını yaptı; "Birden fazla sendikaya üye olmak için, toplu sözleşme hakkı için, AB standartlarında bir anayasa için..." gibi. Ayrıca yaptığı en akıllı şey, iktidar olma avantajını da kullanıp, açık hava reklamlarına ağırlık vermesiydi. Hher köşe başına afişler asıp, binaların dış cephelerini kapladı.

CHP ve MHP ise, ilanlarda zerre kadar vaat bulundurmayan, metin fakiri ilanlar tasarladı. Oysaki bütçe sınırından dolayı, asıl stratejik ve yaratıcı düşünmesi gerekenler onlardı. Halka en ufak şekilde temas etmeyen ilanlar, yine halka tepeden baktıklarını göstermekten başka bir işe yaramadı. CHP "Oyunuz hayır'lı olsun", MHP ise, "Ülken için bir oy'un var" derken, halka aslında şunu söylüyorlardı:

"Biz siyasetin doğası gereği, kelime oyunlarını severiz. Bu cümleler de ilanda pek şık durdu. Lafı uzatıp, espriyi kaçırmak istemedik. Siz zaten "hayır" dediğinizde neler olacağını bizden iyi biliyorsunuz. Nasıl olsa düzenli gazete okuyan, aydın insanlarsınız. Biz sadece sandıktan bir hafta önce, öylesine bir hatırlatalım dedik."

Hal böyle olunca, sandıktan çıkan sonuç, benim için hiç sürpriz olmadı. Fakat kampanyanın asıl sürprizi, Kılıçdaroğlu' nun oy kullanmayışıydı.
Öğlen saatlerinde uğradığım bir kahve zincirinin çalışanı, oy kullanması için yönetimin verdiği izni, siesta yaparak geçireceğini söyledi. Çocuğa tam çıkışacaktım ki, "Kılıçdaroğlu oy kullanmamış, ben kullanmasam çok mu?" deyince cevap veremedim. Ne de olsa balık baştan kokar. Kokuyor. Kokacak. Kokacağız...

Bayram Çocuğu

Pazartesi, Eylül 06, 2010 · 0 yorum

Bir yıl boyunca izin kullanmayan bir insan, dört günlük bayram tatilini kaç gözle beklerse o kadar gözüm var şuan.

Yıllar sonra kendimi gerçek bir bayram çocuğu gibi hissettiren şey; iş hayatı. Tamam bu kez kötülemeyeceğim. Sayesinde bayramlar bayram, tatiller tatil oldu.

Davul zurna eşliğinde valiz hazırlayasım var.

Kulak Misafiri

Pazar, Eylül 05, 2010 · 0 yorum

Dün bir kafede otururken, yan masada oturan dört kişinin sohbetine kulak misafiri oldum.

İkea ile ilgili konuşuyorlardı. Bir ara laf, mağaza sonundaki "fırsat köşesi"ne (defolu ürünler ve teşhir mallarının çok ucuz satıldığı yere)geldi. Meğerse bu akıllılardan birisi, beğendiği mobilyayı fiyatı pahalı gelirse çiziyormuş ve bir hafta sonra fırsat köşesine yarı fiyatına düştüğü anda gidip satın alıyormuş.

Dehaya bak! İçimden bir ıslık çaldım.
Harcanıyorsun dedim ama duymadı...

be stupid.

Cumartesi, Ağustos 07, 2010 · 0 yorum

Küçük Sırlar

Çarşamba, Ağustos 04, 2010 · 0 yorum

Geçen hafta yayına giren Küçük Sırlar dizisini, Gossip Girl çakması diye eleştirirken, bir baktım ki Facebook'taki sayfasına daha şimdiden 232 bin kişi kayıt olmuş.
Dizi başlayalı daha yalnızca 1 hafta oldu!

İnteraktif projelere ciddi bütçeler ayırıp, sosyal medyada başarılı projeler yürüten Starbucks gibi bir markanın bile, şuanda 155 bin takipçisi olduğunu düşünürsek, Küçük Sırlar'ın çakmalığını falan bir kenara bırakıp saygı duymaktan başka çarem kalmıyor.

Diziyi takip edip, "küçük sırları" neymiş anlayacağız bakalım...

Şaraplı Ramazanlaaarr...

· 0 yorum


Moda Teras, ramazan ayı için hazırlamış olduğu iftar kampanyasını duyurmak için, internet sitesinin açılış sayfasında bu ilanı yayınlıyor.

"Kalamış ve Adalar manzaralı bahçemizde zengin iftar sofrası kişi başı 49 tl" diye yazmışlar.
Tamam metinde sorun yok ama arkadaki resim, büyük boy kırmızı şarap kadehleri ve romantik süslemesiyle daha çok sevgililer günü ilanını andırıyor.
Buradan Zekeriye Beyaz Hoca'ya sormak istiyorum: "Hocam Moda Teras'ta, Kalamış ve Adalar manzarasına karşı zengin iftar menüsüyle kırmızı şarap içerek oruç açmak caiz midir?"
Hocadan "evet" yanıtı gelirse, Moda Teras'ın 1 yıllık reklam bütçesini ben karşılıyorum...

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul - 2

Pazar, Ağustos 01, 2010 · 0 yorum

Keşke yeni gelenlere bu şehrin kurallarını anlatan bir kitapçık yazılmış olsaydı ve ben de okuyup, bu şehri kendime biraz daha yaşanabilir kılabilseydim.
Neyse ben şimdi "Yeni Başlayanlar İçin İstanbul" yazıma 2.yi ekleyerek bir yazı dizisine imza atmış bulunuyorum ya ona bakalım biz...

Şimdi efendim malum yaz aylarının en sıcak günlerini yaşıyoruz...
2 yıldır direnmeme rağmen, Özlem'in yoğun ısrarı üzerine, bugün Marmara denizinin yeşil yosunlu kollarına bıraktım kendimi. Bıraktım diyorum çünkü gerçekten dip yosunlu olduğundan basılacak gibi değil. İskelenin merdivenlerinden ayağım değmeyecek şekilde koyverdim kendimi gitti. Azıcık bir su yuttum sonra. Tadını nasıl anlatsam bilmem ki? Tuzlu desen değil. Mazot kokusu var biraz, biraz değişik işte alıştığım tat yok, huylandım. Dubaya çıktım, yattım 1 saat falan. Daha fazla kızarmadan gitmeye karar verdiğimde bir baktım ki dubanın etrafında kafam kadar deniz anaları! Çevresi timsahlarla çevrilmiş bir adada cezaya çarptırılmış gibi hissettiysem de, cesareti toplayıp bir hışımla yüzdüm. O sırada sanırım bir tanesine elim değdi. Belki de değmemiştir. Aman düşünmek bile istemiyorum işte öyle birşeyler oldu. İskeleye çıktığımda, neredeyse sevinçten yeri öpecektim. Ama yapmadım. Onun yerine şöyle bir yüzen çocuklara falan bakıp, en gudubet bakışlarımla ailelerini kınadım. Çocuğum olsa ayağını bile sokmam dedim içimden...
Sonra o yuttuğum bir yudum su var ya hani; akşam yol, su, elektrik olarak geri döndü. Anlayın işte...

Neyse uzatmadan diyeceğim şudur ki, İstanbul'da denize falan girilmezmiş. Bu da ilk yazı dizimizin ikinci dersi olarak kayıtlara geçsinmiş.
Sevgiler...

Çay Hararet Alır

Çarşamba, Temmuz 28, 2010 · 5 yorum

Yazın pazar payını limonataya, meşrubata falan kaptıran çay üreticilerinin ortaya attığı bir asparagastan başka bir şey değil bence...
Ateşi olanlar niye soğuk duşa sokulurlar ozaman?
Yok öyle bir yalan...

Yalnız asıl tuhaf olan, Türk halkı bunu öyle bir benimsemiş ki, kendimi bildim bileli, ne zaman ikram veya sipariş verilecek olsa, mutlaka ortamdan birileri aynı şeyi söyler; "Çay iç çay, harareti alır"
Peki aynı kişilerin kış aylarında "üşüdüm" dediğimde, "çay iç, için ısınsın" demeleri ne yaman çelişkidir?

Biraz tutarlı olun canım. A aa! Yaz günü çay içirip kurdeşen döktürmeyin insana.

Twitter'ın Yumurtaları

Pazartesi, Temmuz 26, 2010 · 0 yorum

Sosyal medyada "kişi marka" yönetimine kafa yorarken Twitter'daki ünlülere göz atıyorum... Yaptıkları işlerle igili haberler görmek isterken, katledilmiş Türkçelerle, ilkokul çocuğunun yapmadığı imla hatalarıyla, basit ötesi hiç bir anlam taşımayan twitlerle karşılaşıyorum.

Örneğin Demet Akalın (AkalinDemet), 23.852 takipçisi var ve tweetlerinin bir tanesinde bile "de" ekini doğru yazamıyor.
Metin Arolat (MetinAROLAT), 16.358 takipçisi var, bir kaç tweeti şöyle: "overdose olmadan uyiicam:)", "evet ya neden ööle yaparsam:)", "Hadı bı yapma gece yapalım mı? :)))". -Her tweetden sonra gülen surat yapmazsa günaha girenlerden bu da-
4.705 takipçisi olan Ebru Destan(ebru_destan)'ın da kendi muhteşem tabiriyle, acıdan içi karışmış. "Ay$e arman roportaji canimi acitti...3 ya$indaki oglunu ewinin hawuzunda cansiz bulan bi anneyle yapilmi$ti!icim kari$ti acidan.."
Hülya Avşar ise,(hulyavsar) 36.146 tekipçisiyle , yağcılığa Twitter'da da devam ediyor: "Basbakanla toplanti simdi bitti sevin yada sevmeyin ama inanilmaz bir zekasi var spontene ve zekice konustu" Bu arada aslında 3 cümle kuruyor ama nokta ve büyük harf kullanmayı bilmediğinden tek cümlede görüyor işini. 1. sınıfta mı öğrenmiştik cümleden sonra nokta konulduğunu?

Bu yazı böyle uzar gider. Gülben Ergen'ler, Ziynet Sali'ler, Ece Erken'ler...kimler kimler...
İncir çekirdeğini doldurmayacak kadar anlamsız iletiler ve kural tanımayan Türkçeleriyle, eteklerinde taşları teker teker döküyorlar aslında.
A.Selim Tuncer der ki, " Sırtında yumurta küfesi olan markaların, sosyal medyada var olabilmeleri cesaret işidir"
Onun için ünlülerin sosyal medyada var olurken, sen ben gibi değil de, gerçek markalar gibi, interaktif ajanslardan ya da iletişim danışmanlarından biraz yardım almaları gerektiği düşüncesindeyim. Bakınız; Nil Karaibrahmgil - İgoa birlikteliği. Muhteşem!

İşkencede Devrim: Tylol Hot

Perşembe, Temmuz 22, 2010 · 1 yorum

Kullanımı:
İşkence etmek istediğiniz kişiye, işlerin en yoğun olduğu zamanda, sabah ve öğlen birer tane içirdikten sonra, tüm gün gözlerini yummamak için sarfettiği çabayı gözlemleyerek içinizdeki kötüyü tatmin edebilirsiniz.

Kolay gelsin...

ve Paul medya dünyasındaki kariyer basamakları hızla tırmanıyor sayın seyirciler!

Çarşamba, Temmuz 14, 2010 · 0 yorum



Dünya Kupası finalinden beri habercilerin gözbebeği olan Paul şimdi de Pepsi reklamlarında..

Seda Sayan'ın 55 yıllık ömründe kazandığı "en güvenilir ünlü" sıfatını 1 haftada kazanarak Pepsi'nin yüzü olmayı başardığı için, en içten dileklerimle kutluyorum kendisini.

Yolun açık olsun ahtapot kardeş.

Rahmetli Bihter de Buradan Giyinirdi

Pazar, Haziran 27, 2010 · 0 yorum

Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim, bulamadım pazarcılar gibi "pazarlama" yapanını. Adamların enerjileri, esprileri, kullandıkları türkçe bile bambaşka...

Günlerden Cumartesi. Bakırköy pazarındayım.
Malum ay sonu, bakıcı çok, alıcı yok. Pazarcılar dikkat çekmek için yine iş başındalar...
Bakmadan geçen kıza "Evde kalasıca" diye beddua eden mi ararsın, "Rahmetli Bihter'de buradan giyinirdi" diyen mi, uzaktan bakana "ssk doktoru gibi uzaktan bakma abla" diye kızan mı, beyaz atleti "Kısmet açan badi" diye konumlandıran mı?

Hava sıcak, etraf kalabalık ama yüzler gülüyor sayelerinde.

Müjde!

Perşembe, Haziran 24, 2010 · 0 yorum


Son zamanlarda Türkiye'ye gelmesi yılan hikayesine dönen H&M, ilk mağazasını Kasım ayında, İstanbul Forum'da açacağını resmi olarak açıkladı.

Açılış günü Avm içi ve çevresinde, genç kız patlaması olacağını düşünüyorum.
İlgililere duyrulur ;)

O da ne?

Salı, Haziran 01, 2010 · 3 yorum


Boğaz turu yaparken bir de ne görelim?!

Neyseki sadece bir yat markasıymış.

Yalnız Kalpler de Atarlar

Salı, Mayıs 25, 2010 · 0 yorum



Simpson'ın öğretmeni, çok yalnız olduğu için, bir gün gazeteye sevgili ilanı vermiş. Bunu okuyan Simpson ve fırlama arkadaşları öğretmenle dalga geçmek için sevgili adayı gibi arayıp çeşitli yerlere çağırıp, gitmemiş ve bir güzel alay etmişler.
Bir sabah evindeyken bunu izleyen Nil, öğretmenin bu durumuna çok üzülmüş ve oturup ona aşağıdaki şarkıyı yazmış. Mih Mih de konserde hikayeyle birlikte şarkıyı duyunca, Nil'e tekrar hayran olmuş. Bunu herkesle paylaşmalıymış...
(sözlerin üzerine tıklayıp dinleyebilmeniz mümkündür efenim)



Yalnız Kalpler de Atarlar

Gazeteye ilan verdim, bekarım yalnızım
Siz de oyleyseniz, gelin bulusalım
Lisede oğretmenim,ağırbaşlıyım,
Bunlar size uyarsa, sevmeye hazırım
Çift kişilik nedense yastığım yorganım
Allah nasip ederse, sola kayacağım
İyi taklit yaparım, dolma sararım
Bunlardan bahsetmedim, sürpriz yapacağım

Yalnız kalpler de atarlar, bunu bir kenara yazın
Eger kışı atlatırsak, güneye ineriz yazın

Kilo Kontrolü

Salı, Mayıs 18, 2010 · 0 yorum


Gubidik üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, tartılar en doğru değeri bu şekilde verebiliyormuş.

Yazıyla: Yirmiüç, Rakamla: 23

Perşembe, Mayıs 13, 2010 · 6 yorum












* Etrafındakiler birer birer nişanlanıyor ya da evleniyorsa,
* Gece dışarı çıktığında 1'de esnemeye başlıyorsan,
* Topuklu ayakkabılar yüzünden nasır ve ponza taşı ile tanıştıysan,
* Hoşuna giden birinin ilk önce piercingine değil, parmağındaki yüzüğe bakıyorsan,
* Aynada sivilcelerini incelemeyi bırakıp, kırışıklıklara odaklanıyor olduysan,
* Öğrenci evinden, bekar evine terfi ettiysen,
* Saçlarında çıkan birkaç tel beyazı koparmamak için kendini zor tutuyorsan,
* Unutkanlaştın ve ajanda kullanmaya başladıysan,
* Baş ağrısı nedir bilmezken, stres ve yorgunluk yüzünden ilaç bağımlısı olduysan,
* Nostalji denen şeyden keyif almaya başladıysan,
* Eskiden seni canavara dönüştüren olaylara olgunlukla yaklaşıyorsan,
* İçindeki çocuğu sık sık kaybedip, “elma armut” oyunlarıyla yakalamaya çalışıyorsan...
a) Yaşlanıyorsun
b) Büyüyorsun
c) Her ikisi de
d) Büyüyen tek şey pasta ve, artan mum sayısı

Doğru cevaba hala karar veremedim. Ama bugün itibariyle 23 oldum bile...

Pazartesi, Nisan 19, 2010 · 0 yorum



Kırolarla beraber tellerin arkasından Ralliyi de izlettin ya bana, harbiden şerefsizsin İstanbul!

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.

Perşembe, Nisan 15, 2010 · 0 yorum

Bu yazı tüm şirketlerin kapılarında vizyon ve misyondan daha da büyük harflerle yazılmalı!

Mutlu İnsan "An"da Yaşar

Pazar, Nisan 11, 2010 · 2 yorum

Bugün, Bir Cinayetin Psikanalizi adlı romana başladım.
Tüm gün tek bir sayfa okudum. Çünkü ilk paragraf öyle çok şey anlatıyordu ki, iyice özümseyebilmek için dönüp dönüp o ilk paragrafı okumam gerekiyordu. Ne mi yazıyordu paragrafta? Buyrun:
"Mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur. Mutsuz insanlar birbirlerine benzer. Uzun zaman önce açılmış bazı yaralar, gerçekleşmemiş bazı dilekler, ayaklar altına alınmış gururlar, retle -daha da kötüsü ilgisizlikle- karşılanan aşk kıvılcımları, onlara yapışıp kalır; ya da kendileri onlara yapışır. Dolasıyla her günlerini dünün bulutları altında yaşarlar. Mutlu insan ise arkasına dönüp bakmaz. İleriye de bakmaz. Böyle bir kişi anda yaşar."

Aylaaar önceki sohbetimizi unutmayıp, kitabını gönderen Aylin'e teşekkürlerimle...

Benden Kaçmaz

Çarşamba, Nisan 07, 2010 · 2 yorum


Garanti Bankası, Extra Genç kartını tanıtmak için, bugün sms ve e-mail gönderimi yaptı. İyi hoş, hedef kitlelerinden biri olarak dikkatimi ve beğenimi de kazandılar ama, e-mail metnindeki hataya şaşırdım. Mail tasarımına onay veren faketmemiş olsa gerek. Ama Mih Mih'den kaçmaz. Çünkü Mih Mih bilir ki, PizzaHut Restoranlarında burger, Kfc Restoranlarında da Pizza satılmaz.

Sevgiler...

Çakma Atatürkçüler

Pazartesi, Nisan 05, 2010 · 0 yorum

Reklamlarda Atatürk kullanımı iyiden iyiye sinirime dokunmaya başladı.
Çünkü mesaj verme, eğitici olma, anma gibi misyonların altına sığınılarak tamamen ticari amaçlarla milliyetçi duygularımız sömürülüyor.
Bir kaç yıl önceki Atatürk'lü İş Bankası reklamlarını hatırlarsınız. Şimdi de malumunuz Anadolu Sigorta reklamları dönüyor ekranda... Ve muhtemelen bu reklamları yapan ajanslar, metin yazarları, art direktörler, şirketlerdeki pazarlama yöneticileri, dünyanın en Atatürkçü(!)insanlarıdır. Atatürkçü olsun ya da olmasınlar, bu yapılan ayıptır.
Şunu düşünüyorum; Atatürk şuanda yaşıyor olsaydı, halka ders vermek maksadıyla bile olsa, ucunda bir takım kişilerin menfaatlerini okşayacak reklamlarda oynamayı kabul eder miydi?
Elini göğsüne koyması gereken reklamcılar var...

Nerde O Eski 1 Nisanlar

Salı, Mart 30, 2010 · 4 yorum

1 Nisan'a 1 gün kaldı.
Her bayram öncesi "Nerde o eski bayramlar" diyen dedelerin ruh halindeyim şuan.
Çünkü, yaşımız küçükken 1 Nisan adeta bayram niteliğindeydi.

Normal bir günde asla şaka kaldırmayan, eşek şakaları yüzünden tek kalemde adam silenlere bile şakanın alası yapılabilirdi. Ve şakalanan kişi sinirden çatlasa bile, günün hatrına "Hohahah" diye gülerdi.

Bazıları ise şakalar konusunda öyle deneyimlilerdi ki, şakalara ya hiç gülmez ya da zoraki inceden gülüyormuş gibi yaparlardı: Öğretmenlerden bahsediyorum tabii ki.(yeri gelmişken öperim ellerinden hepsinin)
Her yıl mutlaka sınıflar değiştirilir, öğretmen masasına plastik tüylü fareler konulur, kıyafetlerine uçan mürekkepler sıçratılırdı. Ve öğretmen hariç herkes pek bir eğlenirdi. Normal günde sıkıyorsa yap; anında disiplinde bulurdun soluğu. Onun için takvim 1 Nisan'ı gösterdiğinde fırsat bu fırsattı. İmkanlar elverdiğince günü verimli kullanırdık.
Sonra büyüdükçe şakalar azalmaya başladı. Liseye geldiğimizde "eşek kadar adam oldunuz, hala aynı numaralar" diyerek törpülediler bayram sevincimizi. Gene yaptık ama eski performansımızdan eser yoktu. Sonra üniversiteye geldik gördük ki, 1 Nisan kampüslere uğramıyormuş. (Neyse ki yurtlara az da olsa uğruyordu, Esin'le korku üzerine inşa ettiğimiz şakaları inkar etmek olmaz)

O günleri düşündükten sonra, şimdi ak sakallı dede moduna girip "Nerde o eski bayramlar" diyor olmam normal sanırım. Çünkü sadece bir gün kaldı ve hala bir tane bile şaka planım yok. Ya sizin?

Pazar Günü (Iyyğğhh!)

Pazar, Mart 28, 2010 · 0 yorum


Hani siz günlerden cumartesi zannederken aslında pazardır ya, işte öyle ağlamanızı istiyorum.

Çikolata Krizi

Cuma, Mart 26, 2010 · 0 yorum

Tam olarak bunu yapmak istiyorum.

Dişlerimin arasına kaçmış, dilim dudağım çikolata olmuş dert değil.
Ne kadar çok bulaşırsa, eriyip yok olması da o kadar zaman alır.

Çikolata krizi işte böyle bir şey.

İyi ki Erkeksiniz

Perşembe, Mart 18, 2010 · 5 yorum

McCann Erickson/Israil'in Goldstar bira markası için, bar tuvaletlerinde yer almak üzere hazırladığı ilanlar, yine birayı bir erkek içkisi olarak konumlandırıyor olsa da, fikre ve anlatıma hayran olmamak mümkün değil.
İlan-1: İçki Öncesi Seçim Kabusu:
Erkeklerin giyimi, traşı, kokusu, morali nasıl olursa olsun, söz konusu şey bira içmekse, gerisi yalandır.
Kadının ise, içki içmeye gitmeden önce seçim yapması gereken yüzlerce şey vardır; şort mu, etek mi, pantolon mu, dar paça mı geniş mi, ispanyol mu; üzerine atlet mi, askılı mı, dekolteli mi, uzun kollu mu, penye mi, triko mu; çizme mi, topuklu mu, spor mu, entel mi; saçlar açık mı, toplu mu, toka takmalı mı, makyaj yapmalı mı, ne renk far seçmeli, hangi çantayı almalı, hangi parfümü sıkmalı, uzun kolye mi takmalı, sadece zarif küpeleri mi tercih etmeli ve son olarak hangi içkiyi içmeli? Alkollü alkolsüz mü, kokteyl mi, likör mü, şarap mı, beyaz mı, kırmızı mı, feminen mi maskülen mi?


İlan-2: İçki Sonrası Tuvalet Kabusu:
Erkek birasını içer, gerektiğinde tuvalete gider, işini hızlıca halledip geri döner, muhabbete kaldıkları yerden devam ederler.
Kadın, afilli kokteylini daha yudumlarken tuvaleti gelmiştir. Tuvalete nedense yalnız gidemez, birlikte gidecek bir gönüllü daha bulur. Gittiklerinde kendileri gibi ikişerli gelen kadınlar yüzünden kapı önünde kuyruk vardır. Dedikodu yaparak, çevredeki kadınları süzerek ve bol bol aynaya bakarak kuyruk beklenir. İçeri girdiğinde kapının arkasında askı yoksa çantasını koyacak yer bulmak zorundadır; sifonun üzerine mi koymalı, dışarıdaki arkadaşa mı emanet etmeli, yoksa kapının koluna mı asmalıdır? Ardından tuvalet kağıdı rulosuna bakar; rulo boş ise klozete tüneyerek ya da tam oturmadan işini görecektir(iyi bacak kası yapar). Rulo doluysa tuvaleti silecek ya da silmeyip kağıtları döşeyerek klozet örtüsü yapacaktır. Sonra nihayet içerden çıkar ve şimdi sıra dışarıda beklemekte olan arkadaşındır.


İlan-3: İçki Sonrası İlişki Kabusu:
Erkeğin niyeti, bara girdiği andan itibaren bellidir. Aklında sadece 3 şey vardır: 1.Bira
2.Kadın
3.Yatak
Yataktan sonrası yoktur.
Kadın ise erkeğin kafasındaki üç şeyi aynı sırada düşünmekle beraber, yataktan sonra ilişkinin devam edeceği yönünde romantik hayaller kurmaktadır. Sonrasında büyük ihtimal, öyle bir dünya olmadığını anlayıp, kucak dolusu abur cuburla kendini eve kapatacaktır. Küçük ihtimal ise, yıllardır hayalini kurduğu beyaz atlı prensini bulmuştur. Devamında çiçekler, yüzükler, gün batımında şaraplar falan derken sıcak yuvalarında, çocukları ve evcil hayvanları ile mutlu mesut geçinip giderler.

Sonra gökten üç elma düşer; biri McCann Erickson’un, kalan ikisi Goldstar’ındır.
Eminim ki yaratıcı ajans ve marka tarafı bu işin meyvesini fazlasıyla yemişlerdir.



Sevgiler,

Temiz Pak Lost İnsanları

Cumartesi, Mart 13, 2010 · 0 yorum

Şu Lost'taki tipler, sizce de biraz fazla temiz pak değiller mi?

Yani dağ tepe geziyorlar, ağaca çıkıyorlar, çalı çırpı arasında koşuyorlar falan ama nedense giysiler kirlenmiyor, yırtılmıyor, yaka paça kaymıyor.
Ortalıkta su var da sabun yok ve giysiler gayet temiz.

Benim kıyafetlerimin bile yakası paçası daha çok kaymış onlara göre. Artı ben gayet steril ortamlarda yaşamama rağmen daha çok kirletiyorum elbiselerimi. Ve çamaşır makinasına attığım halde bazı lekeleri yine de çıkaramıyorum.

Yok yani olacak iş değil. Ya bende bir terslik var, ya Lost'un kostümlerinde...

Hayal Kur ve İnan

Cuma, Mart 12, 2010 · 0 yorum

Geçtiğimiz yıl, staj için İstanbul’a geldiğimde, burada kalıcı olmadığımı bildiğim halde, ilk iş gidip şu turuncu akbili almıştım. Secret felsefesiyle yaşadığımdan falan değil ama, nasılsa bir gün buraya yerleşeceğim diyordum. Şimdi çok lazım değilse de, yakın gelecekte olacaktı. Sadece buna inanmak istiyordum ve stajım bittiğinde akbilimle beraber Eskişehir’e döndüm.

Bir yıl boyunca, minik öğrenci evimde onunla beraber İstanbul hayali kurarak yaşadım. Aynı zamanda da inanarak hayallere…

Aradan 1.5 yıl geçti. Ve akbil tam da olmasını istediğim yerinde şimdi: anahtarlarımın arasında.

Siz bu yaptığıma ister secret deyin, ister çekim yasası, ister başka bir şey… Ben buna hayal kur ve inan diyorum.

Zamanı geldiğinde bu küçük akbili yastığımın altına koyup, büyük bir otomobile dönüştüğünü de göreceğim. Kim bilir, belki de bir motosiklete?

Önce ve Sadece Kadınız

Pazartesi, Mart 08, 2010 · 1 yorum


“Bayan” bir cinsiyet adı değildir.
Aynı şekilde kız, hanım, hatun, dişi gibi sıfatlar da…
Ama öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, kadın olduğumuzdan utandırılıyoruz.

Toplum bize “kız” diyor, bekaretimizi anlatsın diye. “Hanım diyor” terbiyeli olduğumuzu göstersin diye… Daha pek çok sıfat buluyor, yeter ki dediği “kadın” olmasın.

Erkekler sevdiklerine göğüslerini gere gere “kadınım” diyemiyorlar bu toplumda. Ona bile tuhaf bir anlam yüklemişler. Kız arkadaşım, sevgilim, karım ve yüzlerce sıfat. Yeter ki “kadınım” demesin.
Oysa ki şair ne kadar da güzel söylüyor en sevdiğim şiirinde:

Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

Özetle bugün söylemek istediğim şey; kız, bayan, hanım, dişi, hatun, vs. değil; “kadınız”. Önce kadınız.

Göğsünü gere gere kadınım diyebilen herkesin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Kendin Yaratırsın Aşık Olduğun Adamı

Perşembe, Mart 04, 2010 · 1 yorum


Aslında ben de diğer kadınlardan farklı değilim. Biriyle tanışırım; bir kısım özellikleri uygun görünür. Görünüşü düzgün olabilir veya işi. Belki de geçmişi uygundur. Ve arkama dayanıp bana diğer özelliklerini sunmasını beklemek yerine, geri kalanını kendim uydururum. Ne düşündüğüne karar veririm; bana nasıl davranacağına ve elbette ki her seferinde mükemmel erkeğimi bulduğuma inanırım. Sonra birdenbire, yani belki de o kadar ani değil ama, altı ay kadar sonra ayrılırız. Hiç de düşündüğüm gibi biri olmadığını anlarım.
(Alıntıdır)

 

Copyright © 2011 Mixx Blogger Template - Blogger Templates by BloggerReflex

Sponsored by: Trucks | SUV | Cheap Concert Tickets